ANKARA
Diğer Şehirleri Gör
SON DAKİKA

Anasayfa > İçimizden Biri > KOYULDUĞUM YOL

KOYULDUĞUM YOL
Son Güncellenme : 14 Oca 2017 11:17
Bülent Kaya
Sabahın alaca karanlığında yola koyuldum. Uzun süredir böyle neşeli bir güne başlamadım. Kar, sokağımıza hareket getirdi; İşe gitmek için arabalarını temizleyenler, kartopu oynayarak okula giden çocuklar, yolda kayanlar, sabah namazından gelenler ve kardan çıkmaya çalışan arabalar…

 
Gürültü sadece insanlarda değil… Karla kaplı ağaçların üst dallarındaki sığırcıklar kıpır kıpırlar. Konarken, kalkarken cıvıl cıvıl ötüyorlar. Soğuk mu, kar mı, açlık mı onları bu kadar hareketli kılan ve seslerini çıkaran bilmiyorum ama yerinde duramıyorlar… Bir hayli kalabalıklar.
 
Kar girdapları yüzüme vuruyor… Bedenim sıcak ama yüzüm buz kesiyor… Sokak lambasının ışıltısı, rüzgârın etkisiyle dans eden kar tanelerinin gösterilerine eşlik ediyor… Bu acı soğukta koyulduğum yol bu sefer bana çok farklı geliyor…
 
Döndüğüm ara sokakta bedenimi aniden yalnızlık sarıyor. Bütün sesler duruyor… İçimi bir ürperti kaplıyor. Beyaz örtü, sanki bir zamanlar konuştuklarımı, yazdıklarımı, elimle dokunduklarımı, üzüntülerimi ve sevinçlerimi her şeyimi örtüyor… Tutunduğum ve kazandığım her şeyin boş olduğunu sessizlikte fısıldıyor… Ne yaşarsam yaşayayım, ne iz bırakırsam bırakayım her şeyin bir gün biteceğini söylüyor… Garip bir hiçlik duygusu bedenimi sarıyor…
 
Doğa bana bu oyunları oynarken ve bir şeyleri hatırlatırken bata çıka, düşe kalka karda ilerlemeye devam ediyorum. Kısacık yolu düşlerle uzattıkça uzatıyorum… Kendime sorular soruyorum; Kaç kişi bu sokaklardan geçmişti? Kaç kişi şu an benim gibi rüzgârın sesini dinlemişti? Şimdi neredeler? Belli belirsiz zihnindeler mi? Yoksa yoklar mı? Her şey bir düş müydü? Yeni güne beyaz sayfa ile başlayan doğaya ne yazacaktım, ne çizecektim, boş mu bırakacaktım… Bunca zamanı yaşayan ben değil miydim?
 
Bir hayli yol aldığımı ve kendimi tanıdığımı sanıyordum… Oysa sürekli değişken olan doğada kendini tanımak ve anlamlandırmak çok zordu…
 
İş yerime çıkan caddeye varıyorum. Her gün çekişmelerin, didişmelerin, acıların, patırtıların, gürültülerin bitmediği yere geliyorum. Trafik lambalarının olduğu yer yine kalabalık… Kaza yapmış, iki kişi birbirine bağırıyor. Geri çekilmek istiyorum. Ama yapamıyorum Sevgisizliğin, çıkarcılığın, anlayışsızlığın, hoşgörüsüzlüğün ve bencilliğin cenderesinde kendimi bulmaya çalışıyorum…
 
Beyaz bir karın güzelliğinden, kuşların alaca karanlıkta çıkarmış oldukları seslerden, çocukların neşelerinden ve ağaçların güzelliklerinden hiç etkilenmemiş olan insanları izleyerek odamın önüne geliyorum. Koridorlarda hastalar var. Birinin cep telefonu çalıyor. Melodisi hiç yabancı gelmiyor. Bir süre sonra türküyü mırıldanmaya başlıyorum; “Sen ağladın ben ise yandım. Dünyayı gönlümce olacak sandım. Boş yere aldandım, boş yere kandım. İrengi gözümde solan dünyada. Ah yalan dünyada yalan dünyada yalandan yüzüme gülen dünyada. Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı. Garip bülbül gibi feryadım kaldı. Alamadım eyvah muradım kaldı. Ben gidip ellere kalan dünyada”
 
Koyulduğum yolu unutmak istemiyorum…
Bülent KAYA
Sosyal Hizmet Uzmanı

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap

Kod Eşlem * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Vizyonda neler var?

Haber Portalı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Ajanslardan alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir
ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.