ANKARA
Diğer Şehirleri Gör
SON DAKİKA

Anasayfa > İçimizden Biri > YAZ TATİLİNDEN KALAN

YAZ TATİLİNDEN KALAN
Son Güncellenme : 29 Eyl 2017 15:11

Uyuyamadım. Oysa çok yorgundum. Otelin balkonuna çıktım… Mis gibi deniz kokusu geliyordu.Sanki değişik bir dünya vardı… İçimde ilk defa hissettiğim bir şeyler beni durdurmadı. Kendimi sahil kenarında buldum.Benim gibi sabahı getiremeyen, güne erken başlayan dört kişi vardı… Orta yaşın üzerinde kişilerdi. Çapraşık bir şekilde oturuyorlardı. Denize boylu boyunca yaslanmış kumsalda, alaca karanlıkta denizi seyrediyorlardı. Bakışları dümdüz ufka doğruydu. Kim bilir ne düşünüyorlardı? Nereden gelmişlerdi? Neden burayı seçmişlerdi? Bir anda sessizlik bozuldu.  Kahkaha sesleri gelmeye başladı. Birbirleriyle şakalaşarak denize doğru yürüyorlardı. Bir süre onları izledim. Dostluğu, sevgiyi gördüm.

Kalktım. Niçin olduğunu bilmeden yürümeye başladım.  Deniz çok güzeldi.  Gün doğuyordu.  Geceyi aydınlatan ışıklar güneşle birlikte cılızlaşıyordu. Bir gün daha başlıyordu…  Bir süre sonra insanlar, yavaş yavaş hareketlenip bu sahili dolduracaktı. Sessizlik bozulacaktı…Herkes birbirine benzeyecekti; eğlenenler, denizde oynayanlar, güneşlenenler ve yüzenler anı yaşamanın keyfini çıkaracaktı. Dalga seslerine,  insan sesleri karışacaktı…

Bütün bunları düşünürken kendimi devasa bir otelin önünde buldum… Güvenlik kulübesindeki görevli bakışlarını bana çevirdi. “Bir adım daha atma” veya “Sınırlar var, yeryüzünün bu parçası bize ait ve ben koruyorum” der gibiydi… Olduğum yerde çakılı kaldım. Kumsalın güvenlik şeridi ile nasıl bölündüğünü izledim. Şezlonglar ve kapalı şemsiyeler sahile sıralanmıştı. Her şey gösterişliydi. İçimde anlam veremediğim hisler birikti… Beni sarmalayan bu hisler neyin nesiydi?  Yataktan kalktığımda değişik dünyanın büyüsüne kendini kaptıran ve heyecan veren duygular bitiverdi. Geri döndüm. Yaşam hep ileri ve geri gitmek miydi? Neden duygularım inişli çıkışlıydı?

Çeşit çeşit insanlar sahili doldurmuştu. Kimi esmer, kimi beyaz tenliydi… Kimi kapalı, kimi açıktı… Sahilde ayrılık yoktu… Güneşlenmek veya denize girmek için kendilerine yerhazırlıyorlardı. Simitçi, mısırcı ve şezlongları kiraya verenler yerlerini almıştı.   Kumsal karış karış paylaşılmıştı. Çok kalabalıktı. Hızlı bir göz gezdirdim. Sabah ki gördüğüm dört kafadar yoktu. Bende ağaçların altında, biraz denizden uzak kendimize yer ayırdım. Boşluk yok denecek kadar azdı. Sahil kenarının her yerinde hareket vardı… Özellikle gençler, oturanlara hayatın anlamının “Hareket” olduğunu gösteriyorlardı… Bütün bunlar yaşanırken birisi yine dikkatimi çekiyordu. Bir elinde dondurma, omzunda çanta, diğer elinde taş ile kendine yer hazırlamaya çalışıyordu. Hava rüzgârlı olduğundan uzun süre uğraşmak zorunda kaldı. Yavaş hareket ediyordu. Denize birkaç metre uzaklıktaydı. Onu görünce herkes ilgi gösteriyor ve yüzü gülüyordu… Belli ki buraya daha önceleri gelmişti… O da güler yüzünü hiç esirgemiyordu… Şemsiye uçmasın diye bir poşete kum doldurup şemsiyeye bağladı. Bir kaç kişi de taş bulup verdi. Sonunda hazırladığı yere oturdu, bir süre sonraüzerindeki plaj elbisesini çıkardı. Pembe bir bikinisi vardı.Ayaklarını birbirinin üstüne atarak bakışlarını ufka doğru çevirdi.  Bu bakışlarda tarif edilemez bir şeyler vardı. Yaşam doluydu… Gün batımına kadar oturdu, denize girdi, çocuklarla oynadı, çevresindekilerle sohbet etti… Sadece benim değil herkesin bakışlarını üzerine çekiyor ve etkiliyordu. Sabah ki dört kafadar benim ruhumu nasıl kendileri ile birleştirdiyse bu bayanda aynı şeyleri bana yaşatmıştı…

Akşam olurken sahil yavaş yavaş boşalıyordu. Denizden dönenler otele, etraftaki evlere dağılıyordu. Bazıları ise sahilkahvehanesinin sandalyelerine veya masalarına bir eşyasını koyarak yer ayırıyordu. Akşam bu kahvehanede otelin eğlencesi olacaktı. Herkese açık, geniş bir alandı. Geleni gideni hiç eksik olmuyordu.

Otelin eğlencesine gelenler yavaş yavaş çalınan müziklere tempo tutuyorlardı. Bu gece hoparlörlerden çıkan ses daha fazlaydı. İnsanı yerinde durdurmayan hareketli parçalar çalınıyordu. Birkaç masa ötedesabah denizde gördüğümpembe bikinili bayanda vardı. Uzun bir elbise giymişti. Bakımlıydı. Kalabalık bir grupla oturuyordu. Etrafına neşe saçıyordu. Çalınan müziklere kollarını sallayarak ve mırıldanarak eşlik ediyordu… Sunucu sahne hazırlıklarını yaparken “Yine mi sen geldin başımın belası” diyordu.Canlı müzikle herkes sahnede oynamaya başladı.  O da yerinde duramıyordu, vücudunun bütün hatlarını oynatıyordu. Özellikle kalçalarını müziğin ritmine göre sallıyordu… Masada oturanların bakışları üzerindeydi… Hiç sahneden inmedi… Birçok insan oynamak için karşısına çıkmıştı… Herkesin ruhunu harekete geçiriyor, yön veriyordu… Hareketsiz, mutsuzve kendinden geçmiş insanları canlandırmayı ister gibiydi… Geceyi “onuncu yıl” marşını coşkulu bir şekilde söyleterek bitirdi.

Tatilimizin son günüydü. Bugün hafta sonuydu ve her taraf insan doluydu. Bu yığınlar içinde eşim, pembe bikinili bayanla sohbet ediyordu.Güzel ruhu onu da etkilemişti. Etrafları ile bağlarını koparmış, dikkatlerini birbirine vererek konuşuyorlardı. Sanki birbirlerine konuştuklarıyla güç veriyorlardı. Her ikisi de ruhlarının kapısını birbirlerine açmıştı…Bir süre onlara uzaktan baktım. İkisi de samimiydi… Zaman zaman konuşmaları durgun, zaman zaman ise neşeliydi. Benim için artık erişilmesi kolaydı. Heyecan, vücudumu kapladı. Tanışmanın tam zamanıydı…Onlara doğru ilerledim. “Merhaba” diyerek biraz ilerilerine oturdum. Poşetten çıkardığı bikinileri eşime gösteriyordu, rahatsızlık vermek istemedim.“Merhaba” deyip başımı denize doğru çevirdim… Kendi kendime “Ne gösterirse göstersin, neden yanlarına oturmadın” diyerek söylenmeye başladım. Çekindim… Tanışamadım.Denizin kenarında oyunlar oynayan çocuklarımın yanına gittim. Merakla konuşmaların bitmesini bekledim… Sabırsızlandım… Nihayet konuşmaları bitti. Eşimden hayat hikâyesini dinledim;

Hatice Teyze yetmiş üç yaşındaymış. Ankara’dan gelmiş. Ege’nin kıyılarına yıllardır geliyormuş. Kamplar kurmuş, otellerinde ve pansiyonlarında kalmış, güzel zamanlar geçirmiş. Yeni insanlarla tanışmış, dostluklar kurmuş. Sakinliği, ferahlığı, neşeyi, serüveni, mutluluğu ve hüznü birlikte yaşamayı bilmiş. Bunları yaşadıkça hayat, O’na eksik olan her şeyi göstermiş… Hatalar yapmış. Zorlanmış. Gücünün yettiği ölçüde bunlara karşılık vermiş. Boşlukta kalmak yerine yaşananlara anlam vermeye çalışmış. Dersler çıkarmış. Bunda kendisine yardımcı olan eşinin payı büyükmüş, kendisini hayata hazırlamış. Her zaman canlandırıcı, güçlendirici ve hareketlendirici olmuş. Bunları öğrenmeseymiş, her şeyi ölürmüş. Yedi yıl önce eşini kaybetmiş. Eşinden kalan arabayı satmış. Onunla ve çocuklarıyla birlikte zaman geçirdiği yerlere gitmiş.   Altı aylıkken oğlu ölmüş. Acısını eşiyle birlikte yaşamın içinde kalarak unutmuş.  Bir diğer acıyı ise ikinci oğlunu yirmi yaşında kaybetmekle yaşamış. Bu acısından fazla bahsedememiş. Her defasında yaşamı yeniden kurmaya çalışmış…

Tatilimizi bitirdik. Eşyalarımızı sahil kahvehanesine getirdik. Eşim mısırcı teyzeden yolda ve evde yememiz için biraz mısır almaya gitti. Kızım ise son kez midye yemek için hoş sohbetli, Diyarbakırlı midyecinin yanında. Güzel tatları bırakamıyoruz. Kahvehane hoparlöründen hüzünlü ve düşündürücü bir türkü çalmaya başlıyor. Bir çay söyleyip, oturuyorum. Bildik bir türkü, bana hemen tesir ediyor.  Mahsuni Şerif’in “Nem kaldı”  türküsü, Zara söylüyor… Mırıldanmaya başlıyorum. Türkü bitiyor. Bana bu tatilden kalanı sorgulatıyor. Yüzümde hafif bir gülümseme oluşuyor. Bana kalan; Hatice Teyze’nin”  kalçaları oluyor. Gücünü dışarıyla bütünleşerek alan,  seven, yaşadıkları üzüntülere, zorluklara ve kayıplarına rağmen kalçalarını sallayabilen zengin bir ruh, kendisine hayranlık bıraktırıyor.

Bülent KAYA

Sosyal Hizmet Uzmanı

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap

Kod Eşlem * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Vizyonda neler var?

Haber Portalı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Ajanslardan alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir
ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir. Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.