Konya-Kulu Kozanlı sokaklarından Stokholm’ün sahne ışıklarına

Konya-Kulu Kozanlı sokaklarından Stokholm’ün sahne ışıklarına

Kulu’da 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlandı

Kulu’da 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlandı

Datça açıklarında 4,6 büyüklüğünde deprem

Datça açıklarında 4,6 büyüklüğünde deprem

Filenin Sultanları, Tokyo Olimpiyatları’na veda etti

Filenin Sultanları, Tokyo Olimpiyatları’na veda etti

Kulu’da Yurtdışı Vatandaşlar Festivali

Kulu’da Yurtdışı Vatandaşlar Festivali

Konya-Kulu Kozanlı sokaklarından Stokholm’ün sahne ışıklarına
Konya-Kulu Kozanlı sokaklarından Stokholm’ün sahne ışıklarına

Konya-Kulu Kozanlı sokaklarından Stokholm’ün sahne ışıklarına

Başarılı tiyatro oyuncusu ve müzisyen Fikret Çeşmeli ile Aydınlık Avrupa

Gazetesinde Tülin Uygur ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.
Kozanlı sokaklarından Stokholm’ün sahne ışıklarına
Babasının ardından 14 yaşında İsveç’in başkenti Stokholm’e gelen Çeşmeli,
bugün sanat hayatındaki başarılarıyla İsveç Devlet Tiyatrosu, Uppsala Şehir
Tiyatrosu ve Gävleborg Halk Tiyatrosu gibi İsveç’in önde gelen tiyatrolarında
adından söz ettiriyor. Başka bir ülkede yabancı olmanın, göçmen kökenli bir
sanatçı olarak kabul edilmenin çok daha zor olduğunu söyleyen Çeşmeli, tiyatro
ve müziğin yaşamındaki yerini şu sözlerle anlatıyor: “Oynadığım rollerde güldüm,
ağladım, öfke dışındaki duygularla tanıştım, yüzleştim. Bu anlamda tiyatro ve müzik
benim kurtuluşum oldu.”
Kozanlı, Konya’nın Kulu ilçesine bağlı bir belde. Sonradan Kulu’nun mahallesi
yapılır. Fikret Çeşmeli, kalabalık bir ailenin ferdi olarak Kozanlı’da doğar. 1966
yılında, henüz beş yaşındayken, babası işçi olarak çalışmak üzere Stokholm’e
gider. Annesiyle birlikte babasının yanına göçtüklerinde Fikret on dört yaşındadır.
Artık Kozanlı’nın kavgacı Fikret’i, Stokholm’ün yeni köylerinden Alby’lü Fikret
olmuştur. Kozanlı’da kavga eden Fikret, Alby’de de kavga eder. Kolay mı tam
ergenlik çağında henüz kendi ülkesinde büyükşehir görmemişken bir başka ülkenin
başkentine göçmek? Kolay mı yıllardır ayrı yaşadığı babasının yanında kendi varlığını
kanıtlamak, yepyeni bir çevrede gençlik isyanlarını yaşamak? Fikret, göçmen gençlerin
yaşadığı birçok sorunu yaşar, iki kültür arasında kaybolmamaya çalışır.
İlk kez yedi yaşındayken bir sünnet düğününde gördüğü bağlama ve o gövdeden
çıkan büyülü sesler kurtarıcısı olur. Köyleri ziyaret eden abdallardan duyduğu bozlaklar
ruhuna işlemiştir. Ne yapıp edecek, kendisi de bağlamasından duymak istediği o sesleri
çıkaracaktır. Başka gençler haylazlıkla zaman geçirirken o inatla bağlamasıyla uğraşır.
Bir de başka çocukları gizlice takip ederek varlığından haberdar olduğu tiyatro çalışmaları
ilgisini çeker. Hiç tanımadığı bambaşka bir dünyanın kapıları açılır önünde. Rol yapmak,
kendisi olmayan birisini canlandırmak ve oradaki eğitmenlerin yanından ayrılmamak,
bıkmadan usanmadan öğrenmeye çalışmak Fikret’i büyütür, olgunlaştırır ama evde
babasıyla arasındaki uçurum giderek artar. “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” diyen babasına
“sürüde koyun gibi yaşamak istemediğini” söyler. Fikret hayatının aşkını kaçırarak evlenir,
genç yaşta çocuk sahibi olur. Kızının bezini babasının önünde değiştirdiğinde artık
babasının gözünde iflah olmaz bir Fikret Çeşmeli vardır. Fikret ne müziği ne de tiyatroyu
bırakır ama İsveç’te bir göçmenin müzik yapması, tiyatrocu olması hiç de kolay olmaz.
Fikret Çeşmeli İsveç Devlet Tiyatrosu’nda, Uppsala Şehir Tiyatrosu’nda ve Gävleborg
Halk Tiyatrosu’nda sahneye çıktığı gibi İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda da misafir sanatçı
olarak rol alır. İsveç ve Avrupa’da turnelere katılır. Çeşitli film ve radyo tiyatrolarında görev
alır. İsveçlilere Keloğlan’ı, Nasreddin Hoca’yı, Hacivat ve Karagöz’ü tanıtır. Birlikte grup
kurduğu müzisyen Anders Hammarlund, 1992 yılında Fikret Çeşmeli’nin yaptığı müzikle
ilgili doktora tezi yazar.
Daha önce İsveççe yazdığı hayat öyküsünü ekim ayında Türkçe olarak “Alev Alev Kar
ve Kupkuru Yağmur” adıyla yayımlayan çok yönlü sanatçımız, dostumuz Fikret Çeşmeli’yle
Aydınlık okurları için bir söyleşi yapmak üzere Stokholm’ün ünlü Sergelstorg meydanındaki
Kulturhuset’de buluştuk.
Fikret, Kozanlı’dan gelip İsveç’te sahne ışıkları altında gösteri yapan bir sanatçı olmayı
nasıl başardın?
Hiç dışarıdan göründüğü gibi kolay olmadı. Yabancı olmak, göçmen kökenli bir sanatçı
olarak kabul edilmek çok daha zor. Özellikle Türkiye’den gelen bir sanatçı olarak ön yargılarla
karşılaşmak ve haksızlığa uğramak çok kolay. “Nereden geliyorsun?” sorusuna verdiğim
“Türkiye.” cevabının yarattığı şaşkınlıkları ve hafiften kalkan kaşları gördüm, bir anlamda
dışlandığımı hissettim. Acaba bütün Türklerin pizzacı, kebapçı ya da temizlikçi mi olduğunu
sanıyorlar diye düşündüğüm çok oldu. Bazen de kışkırtmak için “Alby’den geliyorum.” diye cevap
veriyorum. Öyle ya İsveçli sanatçılar Boden’den, Klippan’dan geliyorsa ben de Alby’den geliyorum,
değil mi? Eğer konu sanat ve sanatçı olmaksa, benim etnik kökenimin ne önemi var?
‘AYRIŞTIRICI SORULARI
SEVMİYORUM’
İsveç’te kültür eliti arasında da Türkiye ve Türkler hakkında ön yargılar var mı?
Olmaz mı? Ben bu ön yargıları Türkiye’de olanların, yaşanan gerginliklerin İsveç’e ulaşması,
yansıması olarak düşünüyorum. Sıkça “Kürt müsün, Türk müsün?” sorusuyla karşılaşıyorum. Benim
dedem Kürt. I. Dünya Savaşı sonrasında Sarıkamış’tan Kozanlı’ya göçmüş. Hiçbir şeyi yokmuş. Hem
iç güveyisi girdiği ailenin hem de tüm köyün saygısını kazanmış. Dedemi severdim. Bize çocukken
geldiği topraklardaki ağalık düzenini ve köylülerin hiçbir şeyinin olmadığını, hep ağa için çalıştıklarını
anlatırdı. Dedemin kardeşleri de gelip Kozanlı’ya yakın bir Kürt köyü olan Yeşilyurt’a yerleşmişler. Ama
bana sorulan “Kürt müsün, Türk müsün?” sorusunu ayrıştırıcı olduğu için sevmiyorum.
İsveç’te yükselen bir ırkçılıktan bahsediyoruz. Meclisteki en büyük üçüncü parti göçmenlere karşı ve
ırkçı bir parti. Sence bu durum senin gibi burada sanatıyla var olan göçmenleri nasıl etkileyebilir?
Bu durum iş hayatında da sanat hayatında da herkesi olumsuz etkileyecek. Ben sanatçılar arasındayım
ve sanatçılar arasında ırkçılık hemen görünmüyor. Gizli. Ne zaman ve nasıl ortaya çıkacağı belli olmuyor
ama var. Bir de sanatçılar arasında sürekli yaşanan bir rekabet var. Bir rolün ille de bir göçmene verilmesi
ya da Türk bir göçmene verilmesi gerekmiyor. Üstelik şimdilerde Türkiye ile ilgili yapımlar da gündemde
değil. Daha çok Orta Doğu ile ilgili yapımlar var. Arapça bilmek önem kazandı. Ayrıca örneğin İran’dan,
oralarda ünlenmiş sanatçılar geliyor. Hepimiz aynı yapımlarda rol almaya çalışıyoruz. Bu çok da kolay
olmuyor.

 

  • Yorumla

Sizce web sayfamız nasıl?

Sonuçları Göster

Yükleniyor ... Yükleniyor ...
Yeni gönderileri e-posta ile al:
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz